“Köpeklerde Leishmaniasis” seminerinde meslektaşlarımızla buluştuk…

Leishmaniasis Cyprus

Doç. Dr. Serkan Sayıner One Health Cyprus tarafından 26 Şubat 2022 tarihinde organize edilen “Köpeklerde Leishmaniasis” konulu seminerde davetli konuşmacı olarak yer aldı.

Kıbrıs adasının her iki tarafında hayvan sağlığı hizmetlerini yürüten veteriner hekimleri buluşturan “Köpeklerde Leishmaniasis” konulu seminer Dayanışma Evi’nde gerçekleştirildi. Seminer ile adadaki köpek popülasyonu etkileyen ve halk sağlığı açısından da önemli olan konu hakkında güncel bilgi ve deneyimler paylaşıldı.

serkan sayıner doç

Adanın güney ve kuzeyinde görev yapan 60’ın üzerinde veteriner hekimin katılım gösterdiği seminerde Yakın Doğu Üniversitesi Hayvan Hastanesi’nden Doç. Dr. Serkan Sayıner “Canine Leishmaniosis: Laboratory Markers in Diagnosis and Monitoring” başlıklı sunumu ile hastalığın fizyopatolojisi ve bunun iz düşümü olarak gerek tanı gerekse hastalığın ve tedavinin izlenmesinde kullanılan belirteçler ve değerlendirilmeleri hakkında bilgi aktardı. Seminerde ayrıca Napoli Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nden Prof. Dr. Gaetano Oliva, ve Güney Kıbrıs Veteriner Hizmetlerinden Dr. Vasiliki Christodoulou hastalığın bulaşama yolları, epidemiyolojisi, tanı, korunma ve aşı etkinliği gibi konular hakkında güncel bilgileri aktardı. Bunun yanında birlikte çalışabilme imkânlarının tartışıldığı seminerde hastalığın adadaki yayılımı ile ilgili veri paylaşımı yapıldı.

Çok keyifli ve faydalı geçtiğini düşündüğüm bu etkinliğe beni davet eden One Health Cyprus organizasyonuna teşekkür ederim.

Lisans öğrencimiz ile yeni bir makale: Current Knowledge on Tumour Markers in Veterinary Oncology

tumor_markers

YDÜ Veteriner Fakültesi İngilizce bölümü öğrencilerimizden Gamze Bilgili ile birlikte yazdığımız “Current Knowledge on Tumour Markers in Veterinary Oncology” başlıklı derleme niteliğindeki makalemiz “AS Veterinary Sciences (ISSN: 2582-3183)” isimli dergide yayınlandı. 

    • Bilgili G, Alpay M, Ceylanli D, Gençosman S, Gültekin Ç, Şehirli AÖ, Sayiner S. (2022). Current Knowledge on Tumour Markers in Veterinary Oncology. Acta Scientific Veterinary Sciences, 4(2): 37-45. DOI: 10.31080/ASVS.2022.04.0306

Makalemiz ile veteriner onkolojide gerek tanı gerekse hastaların izlenmesi amacıyla değerlendirilen ve çalışmalara konu olan tümör belirteçlerin derlenmesi ve sunulması amaçlanmıştır.

Tümör belirteçleri, kanser hücreleri veya organizma tarafından tümöre yanıt olarak oluşturulan maddelerdir. Bu moleküller kanda, idrarda, dokularda ve vücut sıvılarında bulunur ve öncelikle kan seviyeleri incelenir. Tümör belirteçleri özellikle tanıya yardımcı olmak, hastalığın gidişatını değerlendirmek ve tedavinin izlenmesi açısından önemlidir.

Tümör belirteçleri hem veteriner onkoloji hem de insan tıbbı için heyecan verici bir çalışma alanıdır. Makalemizin faydalı olmasını umarız. Keyifli okumalar.

Makaleye erişmek için tıklayınız.

 

Otizm Spektrum Bozukluğu olan yetişkinler için köpek sahibi olmanın ruh sağlığına olumlu etkileri olduğu belirlendi.

autism-dog

Otizm spektrum bozukluğu (OSB) olan yetişkin bireylerde ruh sağlığı sorunları ve intihar olayları görüldüğü bilinmektedir. Scientific Reports'da (Etki faktörü=4.38) yayınlanan yeni bir araştırma sonuçlarına göre köpek sahiplenen OSB’li bireylerde mental açıdan önemli ölçüde gelişim sağlandığı bildirilmiştir.

Barcelos ve ekibinin (2021) Birleşik Krallık’da yürüttüğü çalışmada yaşları 18 ile 74 arasında değişen 36 köpek sahibi OSB’li birey seçilmiştir. Seçilenlerin yaklaşık %17’sinin köpekleri sayesinde intihar etmekten kaçındıklarını tespit edildi. Bunun yanında, köpeklere sahip çıkmak ve köpeklerin verdiği ilginin bir başka deyişle bir köpeğin varlığının genel olarak ruh sağlığı açısından pozitif etki yaptığı belirlenmiştir.

Ne yazık ki OSBli bireylerin toplum nezdinde az veya limitli anlayışa maruz kalmaktadır. Bir başka durum ise OSB alanındaki araştırmaların genelde çocuklara odaklanılmış olmasıdır. Oysaki OSB hayat boyu devam eden bir durumdur. OSBli olan insanların anksiyete ve depresyon gibi zihinsel problemlerden daha fazla etkilenmelerinin yanı sıra daha yüksek intihar oranı olduğu tespit edilmiştir. Bu durumu etkileyen faktörleri anlamak, bu bireylerin hayatlarına olumlu etki yapmak adına oldukça önemlidir.

Araştırıcıların bulgularına göre insan-köpek aktivitelerinin olumlu sonuçlar doğurduğu ve köpek sadece ortamda bulunuyor olsa da her açıdan insanlara yardımcı olduğu anlaşılmaktadır. Köpekle oynamak veya yürüyüşe çıkmak gibi etkileşimlerin sağlık adına daha iyi etki ettiğine işaret edilmiştir. Bunun yanında çalışmaya katılan bireylerinden bazılarının özellikle köpeklerinin intihar etmelerinin önüne geçtiğini belirtmesi de dikkate değer bir bulgu olarak tespit edilmiştir. Araştırıcılar bu olumlu etkiler yanında köpeklerin göstermiş olduğu istenmeyen davranışlar, hastalanmaları ve bakım sorunları yaşamalarının da negatif yönde etkilediğini de belirtmişlerdir.

Köpeğin düzgün davranışlı ve iyi eğitilmiş olması, sahiplere inanılmaz oranda bir başarı hissi ve gurur vermektedir. Köpek sahibi olmak veya insan-köpek ilişkilerine dahil olmak OSDli bireylere aynı zamanda sosyal etkileşimler ve kişisel gelişimde artışa da neden olmaktadır.

Araştırmacılar, çalışmaları ile sunulan fikrin temellerini açıklayabilmiş olsa da daha kapsamlı bir araştırma ile köpeklerin, insanların hayatlarına olan etkisinin daha iyi şekilde açıklanabileceğini de vurguladılar.

İleri okuma: Barcelos, A.M., Kargas, N., Packham, C. et al. Understanding the impact of dog ownership on autistic adults: implications for mental health and suicide prevention. Sci Rep 11, 23655 (2021). https://doi.org/10.1038/s41598-021-02504-8

Köpeklerde Kronik Böbrek Yetmezliği: Enflamasyon ve Oksidatif Stresin kontrolü üzerine yeni bir yaklaşım

köpekler

Yeni yapılan bir araştırmaya göre özel olarak formüle edilmiş bir besin takviyesinin diyete eklenmesi ile ileri evre kronik böbrek yetmezliği olan köpeklerde hastalığın kontrolü anlamında olumlu sonuçlar alındığı bildirildi.

Kronik Böbrek Yetmezliği (KBY) geri dönüşü olmayan böbrek fonksiyon kaybına neden olur ve genellikle yaşlı hayvanların bir hastalığı olarak kabul edilir. Bu hastalığın şiddeti Uluslararası Renal İlgi Derneği (IRIS) yönergelerine göre farklı aşamalara (1-4) ayrılmıştır. Tedavi mümkün olmasa bile, konvansiyonel ve alternatif tedavilere ek olarak diyet değişiklikleri ve periyodik laboratuvar tahlilleri ile hastalık takip edilir ve kontrol altında tutulmaya çalışılır.

kronik-yetmezlik

Elisa Martello ve çalışma ekibinin hastalığın kontrolün için yeni bir besin takviyesinin denenmesi amacıyla gerçekleştirdikleri araştırmanın sonuçları çok prestijli MDPI yayın evinin Veterinary Sciences (Etki değeri=2.304) isimli dergisinde yayınlandı. 30 KBY hastası köpeğin yer aldığı çalışmada hayvanlar iki gruba ayrılmış. Birine ticari böbrek diyet maması, diğerine de ticari böbrek diyet mamasına ek olarak hazırlamış oldukları özel formülasyona sahip 15 farklı besin katkı maddesin, eklediler. Bunlar arasında Lactobacillus acidophilus D2/CSL, Olea europaea L. ekstraktı, kitosan, kalsiyum laktat-glukonat ve fruktooligosakkaristlerin yer almıştır. Hayvanlar 90 gün boyunca çalışma prosedürü doğrultusunda beslenmişler ve sonunda klinik muayeneleri ile laboratuvar tahlilleri yapılarak bulgular değerlendirildi.

Araştırıcıların elde ettikleri bulgulara göre böbrek yetmezliğinin kritik belirteci olan kreatinin değerlerinin özellikle hazırlamış oldukları besin takviyesini alan grupta belirgin olarak düştüğü tespit edildi.

Çalışma başında ortalama 3,17 mg/dL olan kreatinin değeri çalışma sonunda ortalama 2,4 mg/dL’ e gerilediği saptandı. Besin takviyesini almayan grupta ise anlamlı bir değişiklik saptanmadı. Benzer şekilde kan üre azotu (BUN), fosfor (P), simetrik dimetilarjinin (SDMA), idrar protein:kreatinin oranı (UPC), c-reaktif protein (CRP-enflamasyon belirteci) ve  reaktif oksijen metabolit türevi bileşiklerin (d-ROM) değerleri de besin takviyesi alan grupta gerilediği bulundu. Bu anlamda özellikle oksidatif stresin gerilemesi önemli bir bulgu olarak değerlendirilebilir. Oksidatif stresin doku hasarı ve enflamasyonun şekillenmesine neden olarak doğrudan KBY’nin ilerlemesine önemli katkı koyduğu bilinmektedir.

Araştırıcılar makalelerinde elde ettikleri bulguların küçük bir örnek grubunu ve çoğunlukla da üçüncü evre KBY’li hayvanları kapsadığını da vurguladı. Bir başka deyişle çalışma verileri sınırlı bir grubu temsil etmiştir. Bu tip bir çalışmanın hem diğer evreleri de içeren daha yüksek sayıda köpek popülasyonunu hem de farklı analiz parametrelerini de içeren daha büyük bir çalışma yapılarak iyileştirilmesi gereklidir. Araştırıcılarda bu durumu vurgulamış ve aslında yaptıkları ile bu kapıyı açmışlardır.  

Çalışma sonucu olarak, bu yeni besin takviyesinin ileri evre KBY’li hayvanlarda metabolik, enflamatuar ve oksidatif süreçlerin kontrol altına tutmak adına iyi bir yaklaşım olabileceği belirtilmiştir.

İleri Okuma: Martello E, Perondi F, Bruni N, Bisanzio D, Meineri G, Lippi I. Chronic Kidney Disease and Dietary Supplementation: Effects on Inflammation and Oxidative Stress. Vet Sci. 2021 Nov 15;8(11):277. doi: 10.3390/vetsci8110277. PMID: 34822650.

Köpeklerde Genetik Çeşitliliğin Önemi

dog breeds

Araştırmalar, soy içi çiftleşmenin hastalık ve sağlık bakım maliyetlerinin artmasına katkıda bulunduğunu göstermektedir.

Köpek ırkları genellikle ayırt edici özellikleri ile tanınır. Dachshund’un kısa bacakları, Pug’ın buruşuk yüzü, Dalmaçyalı’nın benekli tüyleri örnek olarak verilebilir ve bilinmektedir ki bu türlere özgü özelliklerin ortaya çıkmasını sağlayan genetik bilgi, aynı soy içi çiftleşmenin bir sonucudur. Bir başka deyişle yüksek akrabalık derecesinin bir sonucudur.

California Üniversitesi-Davis tarafından yönetilen uluslararası bir araştırma ekibinin baş yazarı veteriner genetikçi Danika Bannasch, Canine Medicine and Genetics’te yayınlanan yakın tarihli bir çalışmada, çoğu köpek ırkının yüksek oranda iç içe geçtiğini ve yaşamları boyunca hastalık ve sağlık maliyetlerinin artmasına katkıda bulunduğunu işaret etmiştir.

Bannasch, aynı soydan -akrabalı- çiftleşmenin sağlık için oldukça önemli olduğunu ve önceki çalışmaların küçük köpeklerin büyük köpeklerden daha uzun yaşadığını gösterse de daha önce hiç kimse hastalık oranı veya hastalığın varlığı hakkında herhangi bir veri sunmadığını belirtti. Bu araştırma ile küçük köpek ırklarının aynı soydan çiftleşmedikleri takdirde yüksek akrabalığa sahip daha büyük köpeklerden çok daha sağlıklı olabileceği belirtilmektedir.

Aynı soy ile çiftleşme sağlığı etkiler.

227 ırka genetik analize dayanan ortalama akrabalık oranı% 25’e yakındı ki bu aynı genetik materyali tam bir kardeşle paylaşmaya eşdeğer olarak tespit edildi. Bu, insanlar ve vahşi yaşam popülasyonları için güvenli kabul edilenin çok üzerinde bir orandır. İnsanlarda yüksek akrabalar arası üreme oranları (%3-6) karmaşık hastalıkların ve benzeri diğer durumların artan prevalansı ile ilişkilendirilmektedir.

Aynı zamanda Bannasch, güçlü ırkların kanser ve otoimmün hastalıklar gibi karmaşık hastalıklara duyarlılığı ile birleştiğinde, diğer ırklardan elde edilen veriler, aynı soylar arası çiftleşmenin köpeklerin sağlığıyla ilişkisini gösterdiğini de belirtmiştir.

Araştırmacılar, analiz için mümkün olan en büyük çeşitliliği elde etmek amacıyla evcil hayvan genetiğinde dünya lideri olan Wisdom Health Genetics ile ortaklık kurdu. Wisdom Health’in veri tabanı, dünyadaki en büyük köpek DNA veri tabanıdır ve araştırmacıların başta Avrupa kaynaklarından olmak üzere 49.378 köpek ve 227 ırktan veri toplamasına yardımcı oldu.

Çalışma ayrıca brakisefali (kısa kafatası ve burun) ve brakisefali olmayan ırklar arasında hastalık oranlarında önemli bir fark olduğunu ortaya koydu. Bu bulgu beklenmedik olmasa da, araştırmacılar brakisefali ırkları birbiri arasında çiftleştirmenin sağlığa etkilerine ilişkin en son analizlerinden hariç tuttular.

Genetik çeşitliliğin korunması.

Sonuç olarak, Bannasch, soy içi çiftleşmeyi sona erdirmenin bir yolu olduğundan emin olmadığını belirtti. Araştırmacılar bir ırkın genetik çeşitliliğini ve sağlığını korumak için alınabilecek başka önlemler olduğunu belirtti. Bunlar arasında, damızlık eğitimi ve doğrudan genotipleme teknolojilerinin sağladığı akrabalık düzeylerinin izlenmesi yoluyla, mevcut genetik çeşitliliğin ek kaybını önlemek için üreme popülasyonlarının dikkatli bir şekilde yönetilmesi yer almaktadır. Bunun yanında, genetik olarak birbirine yakın olmayan diğer ırklarla çaprazlama, genetik çeşitliliği artırmak için bir önlem olarak önerilmektedir. Ancak bunun ne kadar etkili olup olmayacağı dikkate alınmalı ve takip edilmelidir.  Özellikle düşük akrabalık düzeyine sahip birkaç ırkta, mevcut genetik çeşitliliği korumak için her türlü çaba gösterilmelidir.

İleri Okuma: Danika Bannasch, Thomas Famula, Jonas Donner, Heidi Anderson, Leena Honkanen, Kevin Batcher, Noa Safra, Sara Thomasy, Robert Rebhun. The effect of inbreeding, body size and morphology on health in dog breeds. Canine Medicine and Genetics, 2021; 8 (1) DOI: 10.1186/s40575-021-00111-4

Martin Rodbell ve Hücresel iletişimin bileşenleri, G-proteinlerinin keşfine yolculuk…

rodbell

Martin Rodbell, G-proteinlerini keşfetmesiyle tanınan Amerikalı bir biyokimyacıydı. "G-proteinlerini keşfetmeleri ve bu proteinlerin hücrelerde sinyal iletimindeki rolü” üzerine yaptığı çalışmalar ile 1994 Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü'nü aldı.

Martin Rodbell

Martin Rodbell 1 Aralık 1925’te, ABD’nin Maryland eyaletinin Baltimore şehrinde doğdu. Buradaki devlet okullarında öğrenimini tamamladıktan sonra 1943’te Johns Hopkins Üniversitesi’ne girdi. Latince, Yunanca, Almanca ve Fransızca dil eğitimini ağırlıklı olarak alsa da Fransızca’ ya arkadaşları sayesinde daha büyük ilgi duydu ve bu ilgi eğitim hayatının yönünü belirledi. Üniversite döneminde 2. Dünya Savaşı’nda donanmaya girdi ve bir Yahudi olarak Hitler’e karşı savaşmanın öncelikli olduğuna inandı.

1944’te donanma telsiz operatörü olarak Pasifik okyanusunda Japonya cephesinde bulunduğunda, zorlu koşullar altında farklı insanlarla kurduğu iletişimin ve deneyimlerinin aslında onu bir bilim insanı olmak için hazırladığını fark etti. Savaştan döndüğünde Johns Hopkins’te eğitimini sürdürmeye karar verdiğinde yıl 1946 idi. Rodbell’in dikkatini Fransız edebiyatı çekerken, babası onun tıp fakültesine gitmesi ile ilgilendi. Bu süreçte dönüm noktası, James Ebert’in bilim felsefesine ve embriyolojiye olan tutkusunu görmesi ile biyolojik bilimlerde kariyer yapmak istediğini anladığında gerçekleşti. Biyoloji bölümünde görev alan büyük profesörlerden biri olan Bentley Glass’in Biyokimya alanında ilerlemesi için verdiği tavsiyenin ardından, Hopkins’te bir yıl daha kalarak ileri düzey kimya dersi aldı.

1949’da Barbara Ledermann ile tanışması, birçok sanat dalı ile ilgilenen arkadaş çevresi kazanmasını da beraberinde getirdi. 1950’de evlenerek kendini bilim ve sanat dünyası içinde bulan Rodbell, ardından Seattle’a taşınıp Washington Üniversitesi’nde çalışmaya başladı. Lipid kimyası, özellikle de fosfolipit metabolizması üzerine çalışmalar yaparak, tez danışmanı Donald Hanahan’dan eter çözeltisindeki fosfolipazların eylemlerinin tahlil edilme yöntemlerini öğrendi. Sıçan karaciğerindeki lesitinin biyosenteziyle ilgili hazırladığı tezi ile 1954’te doktorasını tamamladı. Aynı yıl Illinois Üniversitesi Kimya bölüm başkanı Dr. Herbert E. Carter ile çalışarak, kloramfenikolün biyosentezinin araştırılmasına katkıda bulundu. Burada kaldığı iki yıl boyunca eğitmen olarak da görev aldı ancak, hücre zarlarında bulunan lesitinin biyokimyası üzerine yaptığı çalışmalarına devam etmek arzusunda olduğunu fark etti.

Martin Rodbell 1956’da Maryland’deki Ulusal Kalp Enstitüleri’nde Christian Anfinsen’in laboratuvarında biyokimya araştırma görevlisi pozisyonunu kabul etti.

Dr. Edward Korn şilomikronlardaki trigliseritleri hidrolize eden lipoprotein lipaz enzimini temizleme faktörü olarak belirlemişti. Rodbell ise şilomikronların yüzeyindeki lipoproteinlerin doğasını ayırt etmekle ilgilendi ve “parmak izi” yöntemini kullanarak yıllar sonra lipoprotein içeren hastalıklarda önemli rolleri olduğu kanıtlanacak olan en az beş farklı proteinin var olduğunu belirledi. 1960 yılında embriyoloji üzerine çalışmalara dönmek istediğinde, Brüksel Üniversitesi’ne katıldı. Burada Jean Brachet’in öğretileri ile hücrelerde trityum etiketli moleküllerin lokalizasyonunun kaydı için Röntgen filmleri tekniğini gözlemledi. Ardından Dr. Peter Gaillard’ın Leiden’de bulunan laboratuvarında trityum etiketli şilomikronların alımını ayırt etmek için kültürlenmiş kalp hücrelerinin kullanımı konusunda uzmanlık eğitimi aldı.

Rodbell 1960’ların ortalarında Artrit ve Metabolik Hastalıklar Enstitüsü’nde bulunduğu sırada ilgisi lipit proteinlerinin metabolik işlevlerinden, hormonların (özellikle insülin ve glukagon) bireysel hücreler üzerindeki etkisine yönlendi. Korn yağ dokusunda enzim bulunduğunu belirlemişti, Rodbell ise kolajenazın yağ hücrelerini sindirerek serbest bıraktığını keşfetti. 1963’te Bernardo Houssay ile görüşmeleri sonrasında hormonların izole hücreler üzerindeki çalışma mekanizmasına odaklanarak, 1964’de endokrinoloji alanında oldukça ilgi gören “İzole Yağ Hücrelerinin Metabolizması” adlı makalesini yayımladı. Fosfolipazların etki mekanizmalarının, hormonun glikoz kullanımı ve protein sentezi üzerindeki etkisini taklit ettiğini ancak eylemlerinin yüzey zarıyla sınırlı olduğunu tanımlamasının ardından, insülinin fosfolipazları uyararak yüzey zarının yapısının değiştirilebileceğini öne sürdü. Tüm bu veriler insülin reseptörünün yağ hücrelerinin yüzeyinde bulunduğuna dair dolaylı bir kanıt sunmuş oldu. Rodbell “hayalet” adını verdiği çeşitli hormonlara duyarlı yağ hücresini, hücrenin yapısal ve metabolik yönlerini koruyarak araştırmayı sürdürdü.

Rodbell 1969 yılında G- proteinlerinin önem ve işlevinin keşfi için büyük bir adım atmış oldu.

Earl W. Sutherland’in hormon aktivitesi üzerine yaptığı konuşmada, ilk habercinin hücre yüzeyinde çalıştığı ve “ikinci haberci” mekanizmasını tetiklediği teorisini duyurmasıyla birçok biyokimyacının ilgi odağı olurken, bu teori Rodbell’in döngüsel AMP paradigması üzerine yoğunlaşmasına sebep oldu. 1967’de Geneva’ya seyahat ettiğinde, Torben Clausen ile “hayalet” yağ hücrelerindeki hormonların iyonlar üzerindeki etkileri ve aminoasit translokasyonları üzerine çalıştı ve hormonların pleiotropik ajanlar olduğu kanısına vardı. 1968’de sıçanların karaciğer zar hücreleri ile çalışırken, hücre içi reaksiyonları tetikleyici sinyallerin dönüştürülüp iletilmesi için bir reseptörün var olduğuna inandı. 

g-protein1969 yılında hücresel iletişimin bileşenlerini tanımlamak için “sinyal iletimi” adını verdiği bir sistemin ana hatlarını vererek G- proteinlerinin önem ve işlevinin keşfi için büyük bir adım atmış oldu. Yıl 1970’i gösterdiğinde Alfred G. Gilman ve Rodbell, hücreleri adrenalin ile uyarmaya çalıştıkları sırada uyarı iletiminde rol alan, hücre dönüştürücüsünün ana bileşeninin GTP (guanozin trifosfat) bağımlı bir protein -Guanin nükleotid-bağlayıcı protein/G-protein- olduğunu keşfetmişti. Öyle ki, bu moleküllerin reseptörlerin işlevini uygun şekilde yerine getirmediğinde, diyabet, körlük ve alerji gibi hastalıklarla ilinti olduğu da bilinmektedir.

1981-1983 yılları arasında Geneva Üniversitesi’nde Biyokimya profesörü olarak görev yaptıktan sonra, 1985’te Ulusal Çevre Sağlığı Bilimleri Enstitüsü’ne transfer edildi. Rodbell, emekliliğinin ardından, G proteininin keşfini sağlayan birbirinden bağımsız çalışmalar yapmaları sebebiyle Alfred G. Gilman ile birlikte Nobel Tıp ve Fizyoloji ödülünü 1994’te kazandı. Nobel ödülünün ardından lise ve üniversitelerde dersler verdi. Ulusal Çevre Sağlığı Bilimleri Enstitüsü, Rodbell konferans dizisini başlattı ve birçok konferansında keşif sürecinden ve çalışmalarından bahsetti.

Yaşadığı süre boyunca dünyanın her yerinden bilim insanlarıyla düşünce ve deneyimlerin paylaşımına olanak sağlayan Rodbell, kariyerini ve hayatını; “Birini diğerinden ayıramadığım, insanlar ve olaylarla ilgili deneyimlerim birçok açıdan kusursuzdu. Hiç süphesiz birinin yaşam ağı, bütün insan deneyimlerinin özü içinde olmalıdır.” şeklinde tanımlamış ve yetmiş üç yaşını kutladıktan altı gün sonra, 7 Aralık 1998’de Kuzey Karolina’da hayata gözlerini yummuştur. Ardında kendilerini Rodbell’in çırakları olarak gören öğrencilerini ve bilim insanlarını özlem ve hüzün içinde bırakmıştır.

Kaynakça

    • Biographical Overview | Martin Rodbell – Profiles in Science. U.S. National Library of Medicine, National Institutes of Health, https://profiles.nlm.nih.gov/spotlight/gg/feature/biographical.
    • Martin Rodbell. Martin Rodbell American Biochemist, Encyclopædia Britannica, Inc., https://www.britannica.com/biography/Martin-Rodbell.
    • The Nobel Prize in Physiology or Medicine 1994. NobelPrize.org, https://www.nobelprize.org/prizes/medicine/1994/rodbell/biographical/.
    • Who Was Martin Rodbell? Everything You Need to Know. Martin Rodbell Biography, https://www.thefamouspeople.com/profiles/martin-rodbell-7650.php.

Köpeklerde kalp hastalıkları ile bazı gıdaların ilişkisi: Bir Foodomik çalışması

golden retriever

Son yapılan bir araştırmaya göre bezelye veya mercimek gibi baklagillerin diyetteki varlığının, köpeklerde dilate kardiyomiyopati gelişimine katkıda bulunabileceği bildirildi.

Dilate kardiyomiyopati (DCM), evcil köpeklerde en sık görülen kalp hastalığıdır. Bu bozukluk kalbin odalarının genişlemesine ve kanı daha az etkili bir şekilde pompalamasına neden olur. Sonuç olarak, köpekler konjestif kalp yetmezliği veya beklenmedik ölüm ile karşı karşıya kalabilmektedirler.

Tarihsel olarak bakıldığında hastalığın esasen büyük ırk köpekleri ve Cocker Spaniel ırkını etkilediği bilinmektedir. Bununla birlikte, 2018’te, Amerika Birleşik Devletleri Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) yetkilileri, diğer ırk köpekler ilgili olarak da DCM raporları almaya başladıklarını bildirdi. Ayrıca, 2020’de FDA, Ocak 2014’ten bu yana DCM ile bağlantılı yaklaşık 1100 olumsuz olay raporu aldığını ve diyetle olası bağlantısı da dahil olmak üzere kalıtsal olmayan DCM çalışmalarında araştırmacılarla iş birliği yapmayı planladığını belirtti.

FDA temsilcileri, raporlarda tanımlanan DCM’li her 10 köpeğin 9’undan fazlasının bezelye, mercimek veya her ikisi açısından zengin diyetle beslendiğini ve bu bağlamda DCM’li köpekler ile ilişkili dokuz diyet arasındaki ilişkiyi değerlendirmek için bir çalışmaya başlandığını bildirdi. 

Vücut sıvı veya dokularındaki metabolitlerin tümüyle ilgili yapılan çalışmalara (metabolomik) benzer şekilde gıdalardaki biyokimyasal bileşiklerin ortaya çıkarılması ve karşılaştırılmasını kapsayan çalışmalar “foodomik” olarak tanımlanmaktadır ve günümüzde önemli bir çalışma alanıdır; bir başka deyişle gıdalara metabolomik yaklaşım. Dolayısı ile araştırıcılar, diyet ve hastalığın gelişimi arasındaki bağlantıya daha fazla ışık tutmak amacıyla diyetlerde yer alan gıdalar içindeki 830 biyokimyasal bileşiğin konsantrasyonlarını tanımladı, ölçtü ve karşılaştırarak değerlendirdi.

mercimek
bezelye

Araştırıcılar, DCM ile ilişkili diyetlerin, kardiyak metabolizma ve karnitin ile taurin sentezi ile ilgili daha düşük B vitamini hacimlerine sahip olduğunu bulmuşlardır. Ek olarak, DCM ile ilişkili diyetlerin ayrıca daha yüksek konsantrasyonlarda amino asitlere, amino asit türevlerine ve bitki kaynaklı bileşiklere sahip olduğu; bunlardan bazılarının karnitin metabolizmasını etkileyerek kardiyak fonksiyon için gerekli olan moleküllerdeki eksikliklere katkıda bulunabileceğini öne sürdüler. Öte yandan, kedilerde diyetteki taurin eksikliğinin DCM’nin bir nedeni olduğu göz önüne alındığında, araştırmacılar farklı yemdeki konsantrasyonunu inceledikleri zaman köpekler açısında taurin ile ilişkili önemli farklılıklar bulamadılar.

Çalışma sonucunda özellikle diyetler arasındaki biyokimyasal farklılıklara katkıda bulunan bazı bileşenler tanımlandı. Bezelye ve daha az ölçüde mercimek, DCM ile ilişkili diyetlerde belirli biyokimyasal bileşiklerin yüksek konsantrasyonlarının ana kaynakları gibi göründüğü belirtildi. Araştırmacılar, bu bileşiklerden ve bileşenlerden herhangi birinin hastalığın nedeni olup olmadığını kesin olarak belirlemese de, bulguları bezelyenin köpeklerde diyetle ilgili DCM ile ilişkili ana bileşen olabileceğine işaret etmektedir.

İleri Okuma: Smith, C.E., Parnell, L.D., Lai, CQ. et al. Investigation of diets associated with dilated cardiomyopathy in dogs using foodomics analysis. Sci Rep 11, 15881 (2021). https://doi.org/10.1038/s41598-021-94464-2