“Köpeklerde Leishmaniasis” seminerinde meslektaşlarımızla buluştuk…

Leishmaniasis Cyprus

Doç. Dr. Serkan Sayıner One Health Cyprus tarafından 26 Şubat 2022 tarihinde organize edilen “Köpeklerde Leishmaniasis” konulu seminerde davetli konuşmacı olarak yer aldı.

Kıbrıs adasının her iki tarafında hayvan sağlığı hizmetlerini yürüten veteriner hekimleri buluşturan “Köpeklerde Leishmaniasis” konulu seminer Dayanışma Evi’nde gerçekleştirildi. Seminer ile adadaki köpek popülasyonu etkileyen ve halk sağlığı açısından da önemli olan konu hakkında güncel bilgi ve deneyimler paylaşıldı.

serkan sayıner doç

Adanın güney ve kuzeyinde görev yapan 60’ın üzerinde veteriner hekimin katılım gösterdiği seminerde Yakın Doğu Üniversitesi Hayvan Hastanesi’nden Doç. Dr. Serkan Sayıner “Canine Leishmaniosis: Laboratory Markers in Diagnosis and Monitoring” başlıklı sunumu ile hastalığın fizyopatolojisi ve bunun iz düşümü olarak gerek tanı gerekse hastalığın ve tedavinin izlenmesinde kullanılan belirteçler ve değerlendirilmeleri hakkında bilgi aktardı. Seminerde ayrıca Napoli Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nden Prof. Dr. Gaetano Oliva, ve Güney Kıbrıs Veteriner Hizmetlerinden Dr. Vasiliki Christodoulou hastalığın bulaşama yolları, epidemiyolojisi, tanı, korunma ve aşı etkinliği gibi konular hakkında güncel bilgileri aktardı. Bunun yanında birlikte çalışabilme imkânlarının tartışıldığı seminerde hastalığın adadaki yayılımı ile ilgili veri paylaşımı yapıldı.

Çok keyifli ve faydalı geçtiğini düşündüğüm bu etkinliğe beni davet eden One Health Cyprus organizasyonuna teşekkür ederim.

Otizm Spektrum Bozukluğu olan yetişkinler için köpek sahibi olmanın ruh sağlığına olumlu etkileri olduğu belirlendi.

autism-dog

Otizm spektrum bozukluğu (OSB) olan yetişkin bireylerde ruh sağlığı sorunları ve intihar olayları görüldüğü bilinmektedir. Scientific Reports'da (Etki faktörü=4.38) yayınlanan yeni bir araştırma sonuçlarına göre köpek sahiplenen OSB’li bireylerde mental açıdan önemli ölçüde gelişim sağlandığı bildirilmiştir.

Barcelos ve ekibinin (2021) Birleşik Krallık’da yürüttüğü çalışmada yaşları 18 ile 74 arasında değişen 36 köpek sahibi OSB’li birey seçilmiştir. Seçilenlerin yaklaşık %17’sinin köpekleri sayesinde intihar etmekten kaçındıklarını tespit edildi. Bunun yanında, köpeklere sahip çıkmak ve köpeklerin verdiği ilginin bir başka deyişle bir köpeğin varlığının genel olarak ruh sağlığı açısından pozitif etki yaptığı belirlenmiştir.

Ne yazık ki OSBli bireylerin toplum nezdinde az veya limitli anlayışa maruz kalmaktadır. Bir başka durum ise OSB alanındaki araştırmaların genelde çocuklara odaklanılmış olmasıdır. Oysaki OSB hayat boyu devam eden bir durumdur. OSBli olan insanların anksiyete ve depresyon gibi zihinsel problemlerden daha fazla etkilenmelerinin yanı sıra daha yüksek intihar oranı olduğu tespit edilmiştir. Bu durumu etkileyen faktörleri anlamak, bu bireylerin hayatlarına olumlu etki yapmak adına oldukça önemlidir.

Araştırıcıların bulgularına göre insan-köpek aktivitelerinin olumlu sonuçlar doğurduğu ve köpek sadece ortamda bulunuyor olsa da her açıdan insanlara yardımcı olduğu anlaşılmaktadır. Köpekle oynamak veya yürüyüşe çıkmak gibi etkileşimlerin sağlık adına daha iyi etki ettiğine işaret edilmiştir. Bunun yanında çalışmaya katılan bireylerinden bazılarının özellikle köpeklerinin intihar etmelerinin önüne geçtiğini belirtmesi de dikkate değer bir bulgu olarak tespit edilmiştir. Araştırıcılar bu olumlu etkiler yanında köpeklerin göstermiş olduğu istenmeyen davranışlar, hastalanmaları ve bakım sorunları yaşamalarının da negatif yönde etkilediğini de belirtmişlerdir.

Köpeğin düzgün davranışlı ve iyi eğitilmiş olması, sahiplere inanılmaz oranda bir başarı hissi ve gurur vermektedir. Köpek sahibi olmak veya insan-köpek ilişkilerine dahil olmak OSDli bireylere aynı zamanda sosyal etkileşimler ve kişisel gelişimde artışa da neden olmaktadır.

Araştırmacılar, çalışmaları ile sunulan fikrin temellerini açıklayabilmiş olsa da daha kapsamlı bir araştırma ile köpeklerin, insanların hayatlarına olan etkisinin daha iyi şekilde açıklanabileceğini de vurguladılar.

İleri okuma: Barcelos, A.M., Kargas, N., Packham, C. et al. Understanding the impact of dog ownership on autistic adults: implications for mental health and suicide prevention. Sci Rep 11, 23655 (2021). https://doi.org/10.1038/s41598-021-02504-8

Köpeklerde Kronik Böbrek Yetmezliği: Enflamasyon ve Oksidatif Stresin kontrolü üzerine yeni bir yaklaşım

köpekler

Yeni yapılan bir araştırmaya göre özel olarak formüle edilmiş bir besin takviyesinin diyete eklenmesi ile ileri evre kronik böbrek yetmezliği olan köpeklerde hastalığın kontrolü anlamında olumlu sonuçlar alındığı bildirildi.

Kronik Böbrek Yetmezliği (KBY) geri dönüşü olmayan böbrek fonksiyon kaybına neden olur ve genellikle yaşlı hayvanların bir hastalığı olarak kabul edilir. Bu hastalığın şiddeti Uluslararası Renal İlgi Derneği (IRIS) yönergelerine göre farklı aşamalara (1-4) ayrılmıştır. Tedavi mümkün olmasa bile, konvansiyonel ve alternatif tedavilere ek olarak diyet değişiklikleri ve periyodik laboratuvar tahlilleri ile hastalık takip edilir ve kontrol altında tutulmaya çalışılır.

kronik-yetmezlik

Elisa Martello ve çalışma ekibinin hastalığın kontrolün için yeni bir besin takviyesinin denenmesi amacıyla gerçekleştirdikleri araştırmanın sonuçları çok prestijli MDPI yayın evinin Veterinary Sciences (Etki değeri=2.304) isimli dergisinde yayınlandı. 30 KBY hastası köpeğin yer aldığı çalışmada hayvanlar iki gruba ayrılmış. Birine ticari böbrek diyet maması, diğerine de ticari böbrek diyet mamasına ek olarak hazırlamış oldukları özel formülasyona sahip 15 farklı besin katkı maddesin, eklediler. Bunlar arasında Lactobacillus acidophilus D2/CSL, Olea europaea L. ekstraktı, kitosan, kalsiyum laktat-glukonat ve fruktooligosakkaristlerin yer almıştır. Hayvanlar 90 gün boyunca çalışma prosedürü doğrultusunda beslenmişler ve sonunda klinik muayeneleri ile laboratuvar tahlilleri yapılarak bulgular değerlendirildi.

Araştırıcıların elde ettikleri bulgulara göre böbrek yetmezliğinin kritik belirteci olan kreatinin değerlerinin özellikle hazırlamış oldukları besin takviyesini alan grupta belirgin olarak düştüğü tespit edildi.

Çalışma başında ortalama 3,17 mg/dL olan kreatinin değeri çalışma sonunda ortalama 2,4 mg/dL’ e gerilediği saptandı. Besin takviyesini almayan grupta ise anlamlı bir değişiklik saptanmadı. Benzer şekilde kan üre azotu (BUN), fosfor (P), simetrik dimetilarjinin (SDMA), idrar protein:kreatinin oranı (UPC), c-reaktif protein (CRP-enflamasyon belirteci) ve  reaktif oksijen metabolit türevi bileşiklerin (d-ROM) değerleri de besin takviyesi alan grupta gerilediği bulundu. Bu anlamda özellikle oksidatif stresin gerilemesi önemli bir bulgu olarak değerlendirilebilir. Oksidatif stresin doku hasarı ve enflamasyonun şekillenmesine neden olarak doğrudan KBY’nin ilerlemesine önemli katkı koyduğu bilinmektedir.

Araştırıcılar makalelerinde elde ettikleri bulguların küçük bir örnek grubunu ve çoğunlukla da üçüncü evre KBY’li hayvanları kapsadığını da vurguladı. Bir başka deyişle çalışma verileri sınırlı bir grubu temsil etmiştir. Bu tip bir çalışmanın hem diğer evreleri de içeren daha yüksek sayıda köpek popülasyonunu hem de farklı analiz parametrelerini de içeren daha büyük bir çalışma yapılarak iyileştirilmesi gereklidir. Araştırıcılarda bu durumu vurgulamış ve aslında yaptıkları ile bu kapıyı açmışlardır.  

Çalışma sonucu olarak, bu yeni besin takviyesinin ileri evre KBY’li hayvanlarda metabolik, enflamatuar ve oksidatif süreçlerin kontrol altına tutmak adına iyi bir yaklaşım olabileceği belirtilmiştir.

İleri Okuma: Martello E, Perondi F, Bruni N, Bisanzio D, Meineri G, Lippi I. Chronic Kidney Disease and Dietary Supplementation: Effects on Inflammation and Oxidative Stress. Vet Sci. 2021 Nov 15;8(11):277. doi: 10.3390/vetsci8110277. PMID: 34822650.

Köpeklerde Genetik Çeşitliliğin Önemi

dog breeds

Araştırmalar, soy içi çiftleşmenin hastalık ve sağlık bakım maliyetlerinin artmasına katkıda bulunduğunu göstermektedir.

Köpek ırkları genellikle ayırt edici özellikleri ile tanınır. Dachshund’un kısa bacakları, Pug’ın buruşuk yüzü, Dalmaçyalı’nın benekli tüyleri örnek olarak verilebilir ve bilinmektedir ki bu türlere özgü özelliklerin ortaya çıkmasını sağlayan genetik bilgi, aynı soy içi çiftleşmenin bir sonucudur. Bir başka deyişle yüksek akrabalık derecesinin bir sonucudur.

California Üniversitesi-Davis tarafından yönetilen uluslararası bir araştırma ekibinin baş yazarı veteriner genetikçi Danika Bannasch, Canine Medicine and Genetics’te yayınlanan yakın tarihli bir çalışmada, çoğu köpek ırkının yüksek oranda iç içe geçtiğini ve yaşamları boyunca hastalık ve sağlık maliyetlerinin artmasına katkıda bulunduğunu işaret etmiştir.

Bannasch, aynı soydan -akrabalı- çiftleşmenin sağlık için oldukça önemli olduğunu ve önceki çalışmaların küçük köpeklerin büyük köpeklerden daha uzun yaşadığını gösterse de daha önce hiç kimse hastalık oranı veya hastalığın varlığı hakkında herhangi bir veri sunmadığını belirtti. Bu araştırma ile küçük köpek ırklarının aynı soydan çiftleşmedikleri takdirde yüksek akrabalığa sahip daha büyük köpeklerden çok daha sağlıklı olabileceği belirtilmektedir.

Aynı soy ile çiftleşme sağlığı etkiler.

227 ırka genetik analize dayanan ortalama akrabalık oranı% 25’e yakındı ki bu aynı genetik materyali tam bir kardeşle paylaşmaya eşdeğer olarak tespit edildi. Bu, insanlar ve vahşi yaşam popülasyonları için güvenli kabul edilenin çok üzerinde bir orandır. İnsanlarda yüksek akrabalar arası üreme oranları (%3-6) karmaşık hastalıkların ve benzeri diğer durumların artan prevalansı ile ilişkilendirilmektedir.

Aynı zamanda Bannasch, güçlü ırkların kanser ve otoimmün hastalıklar gibi karmaşık hastalıklara duyarlılığı ile birleştiğinde, diğer ırklardan elde edilen veriler, aynı soylar arası çiftleşmenin köpeklerin sağlığıyla ilişkisini gösterdiğini de belirtmiştir.

Araştırmacılar, analiz için mümkün olan en büyük çeşitliliği elde etmek amacıyla evcil hayvan genetiğinde dünya lideri olan Wisdom Health Genetics ile ortaklık kurdu. Wisdom Health’in veri tabanı, dünyadaki en büyük köpek DNA veri tabanıdır ve araştırmacıların başta Avrupa kaynaklarından olmak üzere 49.378 köpek ve 227 ırktan veri toplamasına yardımcı oldu.

Çalışma ayrıca brakisefali (kısa kafatası ve burun) ve brakisefali olmayan ırklar arasında hastalık oranlarında önemli bir fark olduğunu ortaya koydu. Bu bulgu beklenmedik olmasa da, araştırmacılar brakisefali ırkları birbiri arasında çiftleştirmenin sağlığa etkilerine ilişkin en son analizlerinden hariç tuttular.

Genetik çeşitliliğin korunması.

Sonuç olarak, Bannasch, soy içi çiftleşmeyi sona erdirmenin bir yolu olduğundan emin olmadığını belirtti. Araştırmacılar bir ırkın genetik çeşitliliğini ve sağlığını korumak için alınabilecek başka önlemler olduğunu belirtti. Bunlar arasında, damızlık eğitimi ve doğrudan genotipleme teknolojilerinin sağladığı akrabalık düzeylerinin izlenmesi yoluyla, mevcut genetik çeşitliliğin ek kaybını önlemek için üreme popülasyonlarının dikkatli bir şekilde yönetilmesi yer almaktadır. Bunun yanında, genetik olarak birbirine yakın olmayan diğer ırklarla çaprazlama, genetik çeşitliliği artırmak için bir önlem olarak önerilmektedir. Ancak bunun ne kadar etkili olup olmayacağı dikkate alınmalı ve takip edilmelidir.  Özellikle düşük akrabalık düzeyine sahip birkaç ırkta, mevcut genetik çeşitliliği korumak için her türlü çaba gösterilmelidir.

İleri Okuma: Danika Bannasch, Thomas Famula, Jonas Donner, Heidi Anderson, Leena Honkanen, Kevin Batcher, Noa Safra, Sara Thomasy, Robert Rebhun. The effect of inbreeding, body size and morphology on health in dog breeds. Canine Medicine and Genetics, 2021; 8 (1) DOI: 10.1186/s40575-021-00111-4

Köpeklerde kalp hastalıkları ile bazı gıdaların ilişkisi: Bir Foodomik çalışması

golden retriever

Son yapılan bir araştırmaya göre bezelye veya mercimek gibi baklagillerin diyetteki varlığının, köpeklerde dilate kardiyomiyopati gelişimine katkıda bulunabileceği bildirildi.

Dilate kardiyomiyopati (DCM), evcil köpeklerde en sık görülen kalp hastalığıdır. Bu bozukluk kalbin odalarının genişlemesine ve kanı daha az etkili bir şekilde pompalamasına neden olur. Sonuç olarak, köpekler konjestif kalp yetmezliği veya beklenmedik ölüm ile karşı karşıya kalabilmektedirler.

Tarihsel olarak bakıldığında hastalığın esasen büyük ırk köpekleri ve Cocker Spaniel ırkını etkilediği bilinmektedir. Bununla birlikte, 2018’te, Amerika Birleşik Devletleri Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) yetkilileri, diğer ırk köpekler ilgili olarak da DCM raporları almaya başladıklarını bildirdi. Ayrıca, 2020’de FDA, Ocak 2014’ten bu yana DCM ile bağlantılı yaklaşık 1100 olumsuz olay raporu aldığını ve diyetle olası bağlantısı da dahil olmak üzere kalıtsal olmayan DCM çalışmalarında araştırmacılarla iş birliği yapmayı planladığını belirtti.

FDA temsilcileri, raporlarda tanımlanan DCM’li her 10 köpeğin 9’undan fazlasının bezelye, mercimek veya her ikisi açısından zengin diyetle beslendiğini ve bu bağlamda DCM’li köpekler ile ilişkili dokuz diyet arasındaki ilişkiyi değerlendirmek için bir çalışmaya başlandığını bildirdi. 

Vücut sıvı veya dokularındaki metabolitlerin tümüyle ilgili yapılan çalışmalara (metabolomik) benzer şekilde gıdalardaki biyokimyasal bileşiklerin ortaya çıkarılması ve karşılaştırılmasını kapsayan çalışmalar “foodomik” olarak tanımlanmaktadır ve günümüzde önemli bir çalışma alanıdır; bir başka deyişle gıdalara metabolomik yaklaşım. Dolayısı ile araştırıcılar, diyet ve hastalığın gelişimi arasındaki bağlantıya daha fazla ışık tutmak amacıyla diyetlerde yer alan gıdalar içindeki 830 biyokimyasal bileşiğin konsantrasyonlarını tanımladı, ölçtü ve karşılaştırarak değerlendirdi.

mercimek
bezelye

Araştırıcılar, DCM ile ilişkili diyetlerin, kardiyak metabolizma ve karnitin ile taurin sentezi ile ilgili daha düşük B vitamini hacimlerine sahip olduğunu bulmuşlardır. Ek olarak, DCM ile ilişkili diyetlerin ayrıca daha yüksek konsantrasyonlarda amino asitlere, amino asit türevlerine ve bitki kaynaklı bileşiklere sahip olduğu; bunlardan bazılarının karnitin metabolizmasını etkileyerek kardiyak fonksiyon için gerekli olan moleküllerdeki eksikliklere katkıda bulunabileceğini öne sürdüler. Öte yandan, kedilerde diyetteki taurin eksikliğinin DCM’nin bir nedeni olduğu göz önüne alındığında, araştırmacılar farklı yemdeki konsantrasyonunu inceledikleri zaman köpekler açısında taurin ile ilişkili önemli farklılıklar bulamadılar.

Çalışma sonucunda özellikle diyetler arasındaki biyokimyasal farklılıklara katkıda bulunan bazı bileşenler tanımlandı. Bezelye ve daha az ölçüde mercimek, DCM ile ilişkili diyetlerde belirli biyokimyasal bileşiklerin yüksek konsantrasyonlarının ana kaynakları gibi göründüğü belirtildi. Araştırmacılar, bu bileşiklerden ve bileşenlerden herhangi birinin hastalığın nedeni olup olmadığını kesin olarak belirlemese de, bulguları bezelyenin köpeklerde diyetle ilgili DCM ile ilişkili ana bileşen olabileceğine işaret etmektedir.

İleri Okuma: Smith, C.E., Parnell, L.D., Lai, CQ. et al. Investigation of diets associated with dilated cardiomyopathy in dogs using foodomics analysis. Sci Rep 11, 15881 (2021). https://doi.org/10.1038/s41598-021-94464-2

Her gün evinizde duyduğunuz ve alışık olduğunuz sesler köpeğinizi strese sokuyor olabilir…

anxiety

California Üniversitesi – Davis (UC Davis) araştırmacıları insanların sıradan ev gürültüleri nedeniyle köpeklerinin strese girdiğini fark edemeyebileceklerini bildirdi.

Bilindiği üzere itfaiye sireni ve fırtınalar gibi ani gelişen gürültülü sesler genellikle köpeklerin kaygılanmasını tetiklemektedir. Bunun yanında yapılan yeni bir çalışma vakum, mikrodalga gibi sıradan seslerin bile köpeklerin kaygılanmalarını tetikleyebileceği bildirildi. Çalışma bulguları alanında saygın bir dergi olarak kabul edilen Frontiers in Veterinary Science da yayınlandı.

Çalışmanın ilginç tespitlerinde biri de bir duman detektörünün düşük-pil uyarısı gibi yüksek frekanslı aralıklı seslerin köpeklerde anksiyeteye/kaygıya sebep olma yüzdesinin düşük frekanslı sürekli seslere göre daha yüksek olmasıdır.

UC Davis Veteriner Fakültesi araştırma ve öğretim görevlisi olan baş yazar Emma Grigg “Çoğu köpeğin gürültüye duyarlı olduğunu biliyoruz, ancak bizlere normal gelen seslere bu kadar duyarlı olmalarını anlayamıyoruz çünkü çoğu köpek sahibi vücut dilini okumayı bilmiyor” şeklinde açıklama yaptı.

Anksiyetenin belirtileri

Köpeklerde anksiyetenin bazı belirtileri şunlardır; ağlama, titreme ve ürkeklik. Ama bazen hayvan sahipleri korku veya anksiyetenin belirtileri göze çarpmayacak şekilde olduğundan bu durumu fark edememektedirler. 

köpek anksiyete

Örnek olarak strese giren bir köpek hızlı hızlı soluk alıp verir, dudaklarını yalar, başını çevirir hatta vücudunu kasar. Bazen kulakları arkaya döner ve kafası omuzlarının altına iner. Bu noktada köpeklerin durumunu anlamak adına sahiplerin anksiyete ile ilgili kendilerini eğitmeleri önemlidir.

Araştırmacılar, çalışmalarında 386 köpek sahibi ile köpeklerinin ev seslerine tepkileri hakkında anket yaptı. Bunun yanında, çevrimiçi olarak mevcut 62 videodan kaydedilen köpek davranışları ve insan tepkileri incelendi. Bu incelemeler neticesinde dikkat çeken bir şu durum ortaya çıktı; Birçok köpek sahibinin yalnızca köpeklerinin ürkekliğini hafife almakla kalmadıkları, aksine köpeklerinin refahıyla ilgili endişe yerine eğlenceyle yanıt verdikleri görüldü.

Çalışma baş yazarı Grigg ayrıca çalışmanın insanların köpeklerini stresse iten şeyler hakkında düşünmeye itmesi ve bunun sonucunda köpeklerinin buna maruz kalmasını engellemesi açısından da önemli bir adım olduğunu belirtti.

Bazı sesler köpekler için acı verici olabilir.

Köpekler daha geniş bir işitme aralığına sahiptirler ve çok yüksek veya yüksek frekanslı seslerin herhangi bir köpeğin kulaklarına potansiyel olarak acı verici olabilir. Dolayısı ile bu gibi seslere maruz kalmayı en aza indirmenin yolları aranmalıdır. Örneğin yüksek sesin oluştuğu odadan köpeği çıkarmak gibi basit çözümler dahi üretilebilir.

Bilinmelidir ki köpekler sesten çok vücut dillerini kullanılıyorlar ve bu konuda dikkatli olmalıyız. Onlar bizim arkadaşlarımız, refakatçilerimiz veya ailemizin bir parçası oluyorlar. Onların kaygılarını azaltmanın da sorumluluklarımız arasında olduğunu unutmamalıyız.

İleri Okuma: Emma K. Grigg, Juliann Chou, Emily Parker, Anwyn Gatesy-Davis, Sara T. Clarkson, Lynette A. Hart. Stress-Related Behaviors in Companion Dogs Exposed to Common Household Noises, and Owners’ Interpretations of Their Dogs’ Behaviors. Frontiers in Veterinary Science, 2021; 8 DOI: 10.3389/fvets.2021.760845

Haber Kaynağı: ScienceDaily

Köpek ve kedilerde potansiyel Lenfoma belirteci: Timidin kinaz aktivitesi

Köpeklerde non-Hodgkins Lenfoma (NHL) veya Malignant Lenfoma’nın (ML) görülme oranının 100.000’de 24’den fazla olduğu bildirilmektedir. Köpeklerde ML hastalığının tanı ve tedavisindeki gelişmeler sadece hayvanların yaşam kalitesini artırmamakta ayrıca veteriner karşılaştırmalı onkolojide daha iyi modellemelerin yapılmasını mümkün kılmaktadır.

Timidin kinaz (TK), pirimidin sentezi sırasında önemli bir rol oynayan hücre içi enzimdir. TK aktivitesi özellikle hücre bölünmesi sırasında G1-S aşamasında belirgin şekilde artar, G2 aşamasında hızla düşer. Bu nedenle hücre dışı yüksek TK aktivitesi yüksek oranda DNA sentezini ve hücre bölünmesi aşamasıda ölen hücreleri yansıtmaktadır. Hematopoetik sistem maligniteleri yüksek oranda hücre proliferasyonu ile karakterizedir. Veteriner alanında yapılan çalışmalar ile serum Timidin kinaz aktivitesinin lösemi, multiple myeloma ve malignant lenfomanın tanı, prognozu ve tedavi etkinliğinin izlenmesinde önemli belirteç olduğu gösterilmiştir.

TK Aktivitesi yıllardır beşeri onkolojide hematopoetik tümörlerin tanı, prognoz ve tedavi takibinde kullanılmakta olup veteriner alanıdaki ilk çalışma Tokyo Üniversitesi, Tarım Fakültesi, Veteriner İç Hastalıkları bölümünden Nakamura ve ark. tarafından 1997’de Lenfoma, lösemi, non-hematopoetik tümörlü (meme tümörü, mastositoma, anal kese tümörü, malignant histiyositozis) ve sağlıklı köpeklerde yapılmıştır. Analiz sonrası Lenfoma ve Lösemili köpeklerde TK Aktivitesinin sağlıklı köpeklere göre belirgin şekilde arttığı; non-hematopoetik tümörlü köpeklerde ise sağlıklı köpekler ile aynı düzeyde olduğu tespit edilmiştir. Yine aynı çalışmada tedavi öncesi, klinik belirtilerin yok olduğu aşama ve nüks aşamasında gerçekleştirilen analizlerde TK Aktivitesinin tedavinin izlenmesinde önemli olduğu belirlenmiştir.

İsveç Tarım Bilimleri Üniversitesi; Veteriner Hekimliği ve Hayvan Bilimleri Fakültesi, Klinik Bilimleri Bölümü, Klinik Karşılaştırmalı Onkoloji Merkezinden Prof. Dr. Hendrik von EULER ve arkadaşlarının 1999-2003 yılları arasında ML teşhisi konmuş köpeklerde yapmış oldukları bir başka çalışmada ise TK Aktivitesinin ML hastalığının tanısında ve özellikle prognozunun belirlenmesinde ve kemoterapi gören köpeklerde klinik hastalığın nüks olmadan önce tahmin edilebilmesinde güçlü bir belirteç olarak kullanılabileceğini bildirilmiştir. Serum TK Aktivitesinin ML hastalıklı köpeklerde sağlıklı köpeklere göre 2 ile 180 kat arasında daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Tedaviye yanıt veren ve kanser belirtileri ortadan kalkan (complete remission) köpeklerde ise TK aktivitesinin normal değerlere düştüğü, nüks öncesi ise TK Aktivitesinin yeniden arttığı tespit edilmiştir. Aynı çalışmada TK aktivitesinin hastalığın klinik evreleri ile korelasyon içinde olduğu belirlenmiştir.

Köpeklerde yapılan çalışmalarla birlikte son yıllarda benzer çalışmalar kedilerde yapılmaya başlanmıştır. Kediler üzerindeki ilk çalışma 2012 yılında yayınlanan ve aynı zamanda partner laboratuvarımız olan Dechra Speacialist Laboratories’inde yer aldığı İngiltere ve İsveç’deki toplam 171 kediden yapılmıştır. Çalışmada yer alan kedilerin 49’u sağlıklı, 33’ü lenfomalı, 55’i inflamasyonlu hastalıklı ve 34’ü non-hematopoetik neoplaziliydi. Çalışma sonunda lenfomalı kedilerde serum TK aktivitesinin diğerlerine göre belirgin düzeyde yüksek olduğu tespit edilmiş, yüksek TK aktivitesinin lenfoma tanısını güçlendireceği bildirilmiştir.

Son çalışmalarla birlikte Timidin kinaz aktivitesi;

      • Diğer klinik ve laboratuvar bulguları ile birlikte lenfoma ve lösemi tanısında,
      • Prognozun değerlendirilmesinde,
      • Tedavi öncesi, sırasında ve sonrasında yapılan analizler ile kemoterapötik başarının değerlendirilmesinde,
      • Kemoterapinin izlenmesi ve nüks vakaların şekillenmeden önceki aşamasında belirlenmesinde,
      • Kemoterapi tedavisi alan hastalarda klinik olarak kötüye gidişin ayırt edilmesinde başarı ile kullanılmaktadır.

Kaynaklar

    • Boyé, P. et al. (2019) ‘Evaluation of serum thymidine kinase 1 activity as a biomarker for treatment  effectiveness and prediction of relapse in dogs with non-Hodgkin lymphoma.’, Journal of veterinary internal medicine, 33(4), pp. 1728–1739. doi: 10.1111/jvim.15513.
    • Bryan, J. N. (2016) ‘The Current State of Clinical Application of Serum Biomarkers for Canine Lymphoma.’, Frontiers in veterinary science, 3, p. 87. doi: 10.3389/fvets.2016.00087.
    • von Euler, H. et al. (2004) ‘Serum thymidine kinase activity in dogs with malignant lymphoma: a potent marker for  prognosis and monitoring the disease.’, Journal of veterinary internal medicine. United States, 18(5), pp. 696–702. doi: 10.1892/0891-6640(2004)18<696:stkaid>2.0.co;2.
    • Jagarlamudi, K. K. et al. (2015) ‘A New Sandwich ELISA for Quantification of Thymidine Kinase 1 Protein Levels in Sera  from Dogs with Different Malignancies Can Aid in Disease Management.’, PloS one, 10(9), p. e0137871. doi: 10.1371/journal.pone.0137871.
    • Kayar, A. et al. (2018) ‘Clinical features, haematologic parameters, blood serum biochemistry results and thymidine kinase activity of dogs affected by malignant lymphoma in Turkey’, Japanese Journal of Veterinary Research, 66(4), pp. 227–238. doi: 10.14943/jjvr.66.4.227.
    • Larsdotter, S., Nostell, K. and von Euler, H. (2015) ‘Serum thymidine kinase activity in clinically healthy and diseased horses: a  potential marker for lymphoma.’, Veterinary journal (London, England : 1997). England, 205(2), pp. 313–316. doi: 10.1016/j.tvjl.2015.01.019.
    • Nakamura, N. et al. (1997) ‘Plasma thymidine kinase activity in dogs with lymphoma and leukemia.’, The Journal of veterinary medical science. Japan, 59(10), pp. 957–960. doi: 10.1292/jvms.59.957.
    • Selting, K. A. et al. (2016) ‘Thymidine Kinase Type 1 and C-Reactive Protein Concentrations in Dogs with  Spontaneously Occurring Cancer.’, Journal of veterinary internal medicine, 30(4), pp. 1159–1166. doi: 10.1111/jvim.13954.
    • Taylor, S. S. et al. (2013) ‘Serum thymidine kinase activity in clinically healthy and diseased cats: a potential  biomarker for lymphoma.’, Journal of feline medicine and surgery. England, 15(2), pp. 142–147. doi: 10.1177/1098612X12463928.