2019 Nobel Tıp Ödülünü Kazananlar açıklandı!

Bu yıl Nobel Tıp Ödülü “hücrelerin oksijen kullanılabilirliğini nasıl algıladıkları ve uyum sağladıkları” konusundaki çalışmaları ve keşiflerinde ötürü William G. Kaelin Jr, Sir Peter J. Ratcliffe ve Gregg L. Semenza arasında paylaştırıldı.

Yapılan açıklamada bilim insanlarının hücrelerde değişen oksijen seviyelerine cevap olarak genlerin aktivitesini düzenleyen moleküler mekanizmaları ortaya koyduğu açıklandı.

Kaynak: The Nobel Prize in Physiology or Medicine 2019. NobelPrize.org. Nobel Media AB 2019. Sun. 13 Oct 2019. <https://www.nobelprize.org/prizes/medicine/2019/summary/>

Sevindirici ve ümit verici bir gelişme: Kuzey Beyaz Gergedanı Embriyoları elde edildi!

İki tane kuzey beyaz gergedan embriyosunun başarıyla olgunlaştığı ve döllendiğini haberi Olpejeta Koruma Bölgesi yönetimi tarafından bildirildi.

Bu gelişme, kuzey beyaz gergedanın neslinin tükenmesini önlemek için verilen yarışta bir dönüm noktası niteliği taşımaktadır.

İki embriyo, iki kuzey beyaz gergedanın en küçüğü olan Fatu’dan ve ölen bir kuzey beyaz gergedan erkeğin Suni’den elde edilen spermler kullanılarak elde edildi. Embriyolar sıvı azot içinde koruma altına alındı ve yakın gelecekte bir taşıyıcı güney beyaz gergedan dişine aktarılmak üzere beklemekte olduğu bildirildi.

Veteriner Hekimliği Eğitimi ve Araştırmada Biyokimyanın Yeri

Biyokimya, hayvanlar ve bitkiler aleminin buluştuğu birkaç temel bilimden biridir. Öyle ki veteriner biyokimya ile diğer disiplinlerde görülen biyokimya arasında yakinen ilişki vardır (Şekil 1).

Veteriner hekimliği eğitimi ve araştırma alanında biyokimya ilmi olmadan hayvanların metabolizmasını anlamak, doku-organ fonksiyonlarının sağlık ve hastalıktaki durumu ile değişimlerini incelemek mümkün değildir. Dolayısı ile biyokimyanın veteriner eğitimindeki önemi ve yeri iyi bir şekilde anlaşılmalıdır. Ne yazık ki birçok öğrenci biyokimya dersini aldığı dönemlerde bunu yeterince  kavrayamamaktadır. Belki de sadece biyokimya değil birçok temel bilim için bu durum söz konusu olabilir.

Şekil 1. Veteriner Biyokimya ve diğer biyokimya alanları arasındaki ilişki

Hayvan besleme, süt sığırcılığı, farmakoloji, hayvan fizyolojisi ve genetiği, mikrobiyoloji, klinik patoloji, klinik bilimler ve daha birçok alanda çalışmayı isteyen herhangi bir veteriner hekim veya veteriner hekim adayı iyi bir biyokimya bilgisi ile daha başarılı olabileceğini bilmelidir. Biyokimya bilgisinden zengin bir hekim veya hekim adayı adı geçen alanların ince detaylarını hem lisans hem de yüksek lisans sırasında veya iş hayatındayken kavramakta ve daha derin bilgileri özümsemede şüphesiz ki bir adım önde olacaktır.

Veteriner Fakültelerinde lisans eğitimi sırasında temel biyokimya bilgisinin öğrenilmesi gereklidir. Birçok veteriner fakültesinde bu, bir akademik yılda 2 dönem olacak şekilde yapılmaktadır; Biyokimya I ve II dersleri olarak, çoğunlukla da 2. sınıfın güz ve bahar dönemlerinde. Bunun dışında tamamlayıcı ve hazırlık olması amacıyla 1. sınıfta Organik Kimya dersleri, klinik bilimler öncesi de 3.sınıfta Klinik Biyokimya dersleri verilmektedir. Klinik Biyokimya dersi bazı fakültelerde Fizyopatoloji adı ile verilmekte, bazı fakültelerde ise böyle bir ders okutulmamaktadır.

Biyokimya dersinin temel amacı veteriner hekimliği öğrencilerine canlıların temel yapı taşlarını oluşturan ve canlılığın sürdürülmesinde gerekli olan protein, karbonhidrat, lipit gibi organik bileşiklerle birlikte yaşamsal önem taşıyan nükleik asitler, enzimler, mineraller, vitaminler ve hormonların canlı metabolizmanın işleyişindeki rolleri, hayvanların sağlık ve hastalık durumlarında gerçekleşen biyokimyasal olayların ve değişimlerin, hayvan yetiştiriciliğinin biyokimyasal yönleri ve biyokimyasal laboratuvar testlerinin öneminin anlaşılmasını sağlamaktır. İşte bu amaç için biyokimya anabilim dalı özenle çalışmakta ve ders müfredatlarını en güncel bilgiler ve eğitim teknikleri ışığında hazırlamaktadır.

Biyokimya bilgisi veteriner hekimliğinde belki de en çok klinisyen hekimlere yardımcı olmaktadır. Köpeklerde diabetes mellitus vakasını tanımlayabilmek, tedavi kararı ve süreci izleyebilmek için ara metabolizma, endokrin kontrol, klinik ve beslenme kimyası konuları kapsamlı bir şekilde ele alınmalı ve değerlendirilmelidir. Nefritisli bir köpek hakkında tartışırken sıvı-elektrolit ve asit-baz dengesi, kimyasal tampon sistemler, membran transport sistemi ve temel gaz yasaları ele alınacaktır ve bu dengenin hücresel ve organ düzeyinde biyokimyasal mekanizmaları bilinmeden yapılamaz. Bir ketozis olgusunda karbonhidrat metabolizmasının; bir süt humması olgusunda hormon ve mineral metabolizmasının derinliklerine inilebilmelidir. Bir buzağıda tespit edilen ikterus durumunda porfirin metabolizması ve enzim kinetikleri akla gelmelidir. Bir karaciğer yetmezliğinde metabolik değişimler, diğer organ ve sistemlere etkisi değerlendirilmelidir. Bir kalp infarktüsünde kalp kasındaki metabolik süreçler ve izoenzimler düşünülmelidir. Bu değerlendirmeleri yapabilmek, neden-sonuç ilişkisini doğru şekilde kurabilmek için biyokimya bilgisi olmazsa olmazdır.

Biyokimya aynı zamanda tek başına majör bir disiplin değil, diğer alanlarda da öğrenciler için minör bir konu başlığıdır. Diğer bilim dalları müfredatı içerisinde de mutlaka küçük düzeyde biyokimya görülmekte veya ilgili biyokimya konularının hatırlanması gerekmektedir (Tablo 1). Bu, öğrencilerin sadece lisans düzeyinde değil, uzmanlık ve doktora düzeyinde de karşısına çıkmaktadır.

Tablo 1. Bazı bilim dallarının kapsamı içinde yer alan küçük biyokimya konuları

Bilim Dalı Biyokimya Konusu
Histoloji Hücrelerin biyokimyasal morfolojisi, hücre yüzeyi, histokimya, hücre bölünmesi ve farklılaşmasının biyokimyası
Fizyoloji Bazıları fizyolojinin yarısının biyokimya olduğunu söyler
Genetik Biyokimyasal genetik
Mikrobiyoloji, Viroloji Mikrobiyel biyokimya, virüslerin moleküler biyolojisi, protein sentezi, immunokimya
Parazitoloji Parazitlerin biyokimyası ve parazitizm
Farmakoloji, Toksikoloji Reseptörler, nörokimya, enzim kinetikleri, biyokimyasal toksikoloji, ilaç-hücre etkileşimleri, Metabolik problemlerin biyokimyasal tabanı
Patoloji Hücre metabolizmasının patolojik kimyası; enflamasyon, alerji, klinik patoloji/kimya
Hayvan Besleme Mikro ve makro besinlerin biyokimyasal fonksiyonları, malnutrisyonun hücresel etkileri, rumen biyokimyası
Süt Sığırı Yetiştiriciliği Süt sığırlarının endokrinolojisi, geçiş dönemi, metabolik problemler (ketozis, süt humması vs.)
İç Hastalıkları Hastalıkların patofizyolojisi, klinik biyokimya parametrelerinin değerlendirilmesi, endokrinopatilerin mekanizması
Doğum ve Jinekoloji-Suni Tohumlama ve Androloji  Çiftlik ve evcil dişi ve erkek hayvanların endokrinolojisi, semen biyokimyası, uterus metabolizması, hormon etki mekanizması

“Biyokimya aynı zamanda araştırma faaliyetlerinin merkezinde yer alır.” cümlesini kursak doğru bir tespit yaparız. Bir eğitim kurumunda araştırma faaliyetleri yürütülmüyorsa “Üniversite” kavramını kullanamayız. Dolayısı ile bir biyokimyacı sadece ders veren bir eğitimci değil aynı zamanda da araştırmacı olmalı ve bilgi üretmelidir. Sağlık alanındaki bilimsel makaleler incelenecek olursa neredeyse biyokimyanın yer almadığı bir makale bulmak güçtür. Özellikle etki değeri yüksek veteriner hekimliği veya hayvan sağlığı dergilerinde biyokimyanın gerek temelde gerekse ikincil pozisyonda yer aldığı makaleler en fazla dikkati çekmekte ve atıf almaktadır. Bu atıflar sadece veteriner alanından değil tıp, eczacılık gibi diğer alanlardan da yapılmaktadır. Bu da veteriner hekimliğinde biyokimyanın pozisyonunun ne derece önemli olduğunun ayrı bir göstergesidir.

Sonuç olarak, veteriner hekim olma yolunda ilerlerken biyokimya derslerine gereken önemin verilmesi ve en yüksek düzeyde öğrenilmesi hedefi ile çalışılmalıdır. Benzer durum uzmanlık ve doktora eğitimi için de geçerlidir. Arzuladığınız, hedefiniz olan veteriner hekimi ünvanı için bu dersin anlaşılması gerekliliğini asla unutmayınız.

 


Bu yazı “Krishnaraj R. 1979. The Place of Biochemistry in Veterinary Education and Research. Biochemical Education, 7(1): 11-12” isimli makalenin özeti üzerinden günümüz koşullarına uyarlanarak hazırlanmıştır.

Heyecanlandıran Gelişme: Kuzey Beyaz Gergedanları için yeni bir umut.

Kuzey beyaz gergedan türünün sağ kalımı, son erkek Sudan’ın Mart 2018’de ölmesinden sonra dünya kamuoyunun dikkatini çekmişti. Günümüzde bu türden geriye Sudan’ın kızı Najin ve torunu Fatu kaldı ve bu dişi kuzey beyaz gergedanları yaşamlarına Ol Pejeta Koruma Bölgesinde, Kenya devam ediyorlar.

Ağustos 2019 içinde son kalan dişi gergedanlardan 10 tane yumurta başarılı bir şekilde toplandı ve 7 tanesi intra-sitoplazmik sperm enjeksiyonu tekniğiyle tohumlandı. Sperm tohumları dondurulmak suretiyle muhafaza edilen ve şu an hayatta olmayan iki farklı kuzey beyaz gergedanı erkeğine aitti; Suni ve Saut.

Uzun yıllar süren araştırma, planlama ve hazırlık işlemlerinin ardından yaşanan bu olumlu gelişmenin arkasında birçok bilim adamı ve idareci yer almaktadır; Avantea Laboratuvarları (İtalya), Leibniz Hayvanat Bahçesi ve Vahşi Yaşam Araştırma Enstitüsü (Institute for Zoo and Wildlife Research, Almanya), Dvůr Králové Hayvanat Bahçesi (Çekya), Ol Pejeta Koruma Bölgesi (Kenya) ve Kenya Vahşi Yaşam Servisi (KWS).

Yapılan açıklamalarda daha önce yapılamayanın başarıldığı, embriyo elde etmeye çok yaklaşıldığı ve yavru elde etme şansının mümkün olduğunun kanıtlandığı vurgulandı. Bir sonraki adım için araştırmacılar uygun bir taşıyıcı dişi gergedan arayacaklar.

Bu gelişme savaş, habitat kaybı, bazı vücut parçalarının ticaret nedeniyle için yasa dışı kaçak avlanma faaliyetleri gibi nedenlere bağlı olarak nesli tehlikede olan bütün hayvanlar için yeni bir umut oldu.

Yakın Doğu Üniversitesi Veteriner Fakültesi V. Dönem Mezunlarını Uğurladı…

Bir ferdi olduğum Yakın Doğu Üniversitesi Veteriner Fakültesi 2018-2019 Eğitim-Öğretim yılı Bahar Dönemi mezuniyet töreni ile V. Dönem Veteriner Hekimlerini uğurladı.

Mezuniyet törenine Yakın Doğu Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ, Veteriner Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Kürşad Turgut, öğretim üyeleri, aileler ve mezunlar katıldı.

Törende sırası ile Veteriner Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Kürşad Turgut, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ ve dönem birincisi Veteriner Hekim Çağrı Enginer konuşmalarını yaptı. Daha sonra meslek yemini gerçekleştirildi. Dereceye giren öğrencilere madalya ve diplomaların takdim edilmesinin ardından tören keplerin atılmasıyla sona erdi.

Dünya Veteriner Hekimler Günü 2019: Bu Yılın Teması “Aşılamanın Önemi”

Dünya Veteriner Hekimleri Birliği (World Veterinary Association, WVA), 27 Nisan 2019 günü kutlanacak olan Dünya Veteriner Hekimleri Gününün temasını “Aşılamanın Önemi” olarak belirlemiştir. Bu tema, aynı zamanda veteriner hekimlerin halk sağlığı ve hayvan sağlığına yaptıkları katkıları da vurgulamaktadır.

Aşılama; koruyucu veteriner hekimlik, hayvan sağlığı ve refahının arttırılması, insanların birçok zoonoz patojene maruz kalma riskinin azaltılması bakımından vazgeçilmez bir araçtır. Tarihi süreçte, aşılama uygulamaları ile birçok ölümcül hastalığın görülme sıklığı azalmıştır. Aşılama yapılmaması durumu hayvanlarda topluluk ya da bireysel olarak hatalıklara karşı riski artırmaktadır. Bunun yanında aşılama programları sayesinde antibiyotik kullanımı azalmakta ve böylece antibiyotik direncinin oluşma riski de düşmektedir.

Dünya Veteriner Hekimler Birliği (WVA) tüm dünyada aşılama çalışmalarının insan, hayvan ve toplum sağlığına olan faydaları hakkında düzenlenecek, başta hayvan sahipleri ve yetiştiricileri olmak üzere toplumun her kesimine yönelik eğitimlerin gerekliliğine inanmaktadır.

Veteriner Hekimliği mesleğini farklı meslek dallarında fedakârca icra eden tüm meslektaşlarımın Dünya Veteriner Hekimler Günü kutlu olsun.

Prof. Dr. Hilal KARAGÜL emeklilik yemeği

Değerli hocam, doktora danışmanım Prof. Dr. Hilal KARAGÜL’ ün emeklilik yemeğine katılmak amacıyla 16-18 Şubat 2019 tarihlerinde Ankara yolculuğu yaptım. Doktora eğitimim boyunca ve sonrasında her zaman yanımda olan değerli hocama ne kadar teşekkür etsem azdır.

Bu yemeğe katılarak bir yandan da yeniden Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesinde bulunma, lisans ve doktora hayatımın geçtiği binaların havasını soluma ve en önemlisi uzun zamandır görmediğim birçok hocamı ve arkadaşımı yeniden görme, onlarla sohbet etme fırsatını yakalama şansını buldum.

Bunun yanında Veteriner Biyokimya ailesinin bir üyesi olmanın önemini ve ayrıcalığını bir kez daha anladım. Sonuç olarak, moral depolayarak geri döndüm.

Serkan SAYINER

Bilimin Ortak Dili Periyodik Tablo 150 yaşında

Satırları ve sütunları bir başka deyişle periyotları ve grupları hatırladınız mı?

Periyodik tablo lise kimya derslerinde veya lisans düzeyinde organik kimya ve/veya biyokimya derslerinde mutlaka karşınıza çıkmıştır. Basitçe hatırlayacak olursak elementler proton sayılarına veya atomik numaralarına göre sıralanmakta, metal olanlar daha çok sol tarafta ametal olanlar ise sağ tarafta yer almaktadır. Sağdan en uzakta kalan sütun ise soy gazları içerir. Şüphesiz ki canlılık söz konusu olduğunda sodyum (Na), potasyum (K), klor (Cl), kalsiyum (Ca) gibi bazı elementler daha fazla ön plana çıkmaktadır.

Bundan tam 150 sene önce (1869) Dmitri Mendeleev periyodik tablosunu sunduğunda, hiç kimse atomun içinde ne olduğunu bilmiyordu. Bugün, bir elementin tablodaki yerinin, kimyasal özellikleriyle birlikte, fiziksel özelliklerini, etkileşimlerini ve daha birçok unsuru barındırdığını biliyoruz.

Bir bakışta, doğanın tüm kimyasal madde repertuarını oluşturan unsurları ve bu elementlerin birbirleriyle olan ilişkilerini görebiliriz. Ancak bilinmelidir ki elementler aynı zamanda bilimsel özyinelemelere ve ayrıcalıklı keşif hikayelerine sahiptirler. Ve dahası, periyodik tablo üzerinde çalışmalar devam etmektedir. Son olarak 2016 yılında kimyasal isimlendirmede ve sınıflandırmadan sorumlu olan IUPAC (Uluslararası Temel ve Uygulamalı Kimya Birliği) tarafından tabloya dört element daha eklenmiştir; Nihonium (Nh), Moscovium (Mc), Tenessine (Ts), Oganesson (Og).

Sınırları aşan araştırma çabaları, bilimsel gizemlerle birlikte devam ediyor, etmelidir.

Bazı elementler ve ilginçlikleri hakkında kısa bilgiler

Muz: Zengin Potasyum (K) kaynağı

Muzlar, potasyumun radyoaktif bir izotopu olan potasyum-40 bakımından zengindir. Beta ışımanın üç türü de olasıdır. Potasyum-40, insanlar dahil hayvanlarda en büyük doğal radyoaktivite kaynağıdır. 70 kg’lık bir insan vücudu yaklaşık 0.0164 gram potasyum-40 içerir.

Kazara radyoaktivite: Uranyum

Fransız bir fizikçi olan Henri Becquerel, 1896’da fotografik plakaların üzerine uranyum tuzları yerleştirdi ve tesadüfen radyoaktiviteyi keşfetti. Bu keşif 1903 Nobel Fizik ödülünü kazanmasını sağladı. Uranyum, periyodik tablonun doğada anlamlı bir bollukta ortaya çıkan son elementidir. Diğerleri laboratuvar koşullarında yaratılmalıdır.

Özel parlaklık: Altın (Au)

Albert Einstein’ın özel görecelilik teorisi, altının rengini açıklamaktadır. Elektron enerji seviyelerinin görelilik nedeniyle değişimine bağlı olarak, metal mavi ışığı soğurur ve yansıyan ışığa sarı renk tonunu verir.

Laksativ Civa (Hg)

Meriwether Lewis ve William Clark Pasifik Okyanusu’na ulaşmak için yola çıktığında, Dr. Rush’s Thunderbolts olarak bilinen 1.300 doz civa bazlı bir müshil ilacı taşıdılar.

Popüler kimya aldatmacası: Galyum

Mendeleev, orijinal periyodik tabloda elementleri yerleştirirken boş alanlar bıraktı ve boşluğunu doldurdu. Popüler bir kimya aldatmacasının yıldızı olan metal Galyum oda sıcaklığında katı formdayken 29,7° C’nin üstünde sıvı formdadır. Galyumdan yapılmış bir kaşığın sıcak çayda veya elinizde eriyeceğini unutmayınız.

Helyum (He)

Helyum, elementin Dünya üzerinde bulunmasından neredeyse otuz yıl önce, 1868’de güneşten gelen ışık spektrumunda parlak sarı bir çizgi olarak keşfedildi. Geçtiğimiz yıl, bilim adamları bir güneş sistemi dışındaki bir gezegenin atmosferinde ilk helyum gazı olduğunu bildirdi.

Üçlü: Klor (Cl), Brom (Br), İyot (I)

Klor, brom ve iyot, Alman kimyager Johann Wolfgang Döbereiner’in “üçlü takımını” oluşturur. Br’un 79.90 g/moL olan atom kütlesi, Cl (35.45 g/moL) ve I’un (126.90 g/moL) tam arasındadır ve bu üç element metaller ile kolayca tepkimeye girerek tuzları oluşturabilirler. Mendeleev’in periyodik tablosunu önermesinden yarım yüzyıldan fazla bir süre önce Döbereiner, 1817’de bu tür ilişkileri tanımlamıştı.

Oganesson: Periyodik tablonun sonu mu?

Oganesson, bugünün periyodik tablonun sonunu işaretler ve soy gazlar sütununu kapatır. Yine de grubundaki diğerleri kadar uzak değildir. Teorik tahminlere göre element kolayca elektron verip alabilir ve atomları bir araya gelebilir.

Kaynaklar
1.  Quill E. 150 years on, the periodic table has more stories than it has elements: its organization holds stories of discovery and strange reactions. İnternet Erişim: https://www.sciencenews.org/article/periodic-table-elements-chemistry-fun-facts-history Erişim Tarihi: 21.01.2019
2.  Siegfried T. How the periodic table went from a sketch to an enduring masterpiece: 150 years ago, Mendeleev perceived the relationships of the chemical elements. İnternet Erişim: https://www.sciencenews.org/article/periodic-table-history-chemical-elements-150-anniversary Erişim Tarihi: 27.01.2019
3.  International Year of the Periodic Table of Chemical Elements. İnternet Erişim: https://www.iypt2019.org Erişim Tarihi: 27.01.2019

Yoga, Meditasyon ve Mutluluk Hormonu olarak anılan Serotonin arasındaki ilişki

Serotonin (5-Hidroksitriptamin), aromatik amino asit grubunda yer alan ve esansiyel olan L-Triptofan’dan sentezlenir. Biyokimyasal haberci ve düzenleyicidir.

Serotonin başlıca otonom sinir sisteminin bölümlerinden biri olan ve sindirim sistemi çevresini yöneten enterik sinir sisteminde bulunur. Bunun yanında merkezi sinir sistemi (Raphe çekirdekleri) ve trombositler dahil birçok yerde bulunur. Serotonin, nörotransmisyon, gastrointestinal motilite, hemostaz ve kardiyovasküler bütünlük dahil olmak üzere birçok önemli fizyolojik fonksiyona aracılık eder 1.

Serotonin, merkezi sinir sisteminde ve çevre bölgelerinde farklı etkileri olan bir moleküldür. Bir hormon, bir nörotransmitter ve bir mitojen olarak işlev görür. Farklı uyaranlara karşı “duruma bağlı” davranışsal tepkileri düzenler. Omurgalılarda serotonin ruhsal hâli, davranışı, iştah durumunu, uykuyu ve cinsel davranışı modüle eder. Serotonerjik sistemin eksiklikleri, depresyon, obsesif-kompulsif bozukluk, fobi, epilepsi ve travma sonrası stres gibi bozukluklara neden olur. Bu sistemin eksikliğinde başlıca görevi üstlenen faktörlerden biri ise strestir 1.

Serotonin düzeylerini artırmak için birçok araştırma yapılmış ve farmakolojik yönden ilaçlarla bu hedefe varılmıştır. Son zamanlarda ise ilaçsız yollarla serotonini artırmaya yönelik çalışmalar hız kazanmıştır. Yapılan araştırmalar sonucunda da düzenli olarak yapılan yoga ve meditasyonun serotonini artıran doğal yollardan biri olduğu gösterilmiştir 2.

Yoga ve meditasyon, zihni ve bedeni rahatlatmaya ve stresini azaltmaya yardımcı olmaktadır. Çok sayıda yoga ve meditasyon türü olsa da temel fikir; nefese odaklanmak, dikkat temelli stresi azaltmak, kişinin kendisinin farkında olması, kişinin nefesini ve fiziksel hareketlerini bilerek kontrol etmesidir 3.

Serotonin doğal yollarla atılmadan önce 5-hidroksi-indol-3-asetik aside (5-HIAA) metabolize edilir. Bu nedenle, 5-HIAA konsantrasyonları serotonin seviyelerinin bir göstergesi olarak kabul edilir. Bir araştırma sonucunda idrarda bakılan 5-HIAA miktarı meditasyon yapanların yapmayanlara oranla iki kat fazla olarak ölçülmüştür 3. Başka bir araştırmada ise düzenli olarak sabah ve gece uyumadan önce meditasyon yapan grubun kontrol grubuna göre yüzde yetmiş oranında 5-HIAA seviyesinin fazla olduğu görülmüştür 4. Çalışmalar sonucunda elde edilen bulgular yoga ve meditasyonun serotonin düzeylerini artırmasıyla birlikte gün içerisinde bu oranları bir denge halinde tuttuğunu da göstermiştir 5.

Sonuç olarak, düzenli yapılan yoga ve meditasyonun genel mutluluk durumunu artırdığı ve stresle mücadelede yardımcı olduğu ortaya çıkmıştır.

Yoga ve meditasyon yapın, gülümsemeye devam edin!

Kaynaklar
1. Krishnakumar D, Hamblin MR, Lakshmanan S. Meditation and Yoga can Modulate Brain Mechanisms that affect Behavior and Anxiety-A Modern Scientific Perspective. Anc Sci. 2015;2(1):13-19. doi:10.14259/as.v2i1.171
2. Daube W, Jakobsche C. Biochemical Effects of Meditation: A Literature Review. Surj. 2015;1:80-85. http://www.surjatclarku.com.
3. Bujatti M, Riederer P. Serotonin, noradrenaline, dopamine metabolites in transcendental meditation-technique. J Neural Transm. 1976;39(3):257-267.
4. Walton KG, Pugh ND, Gelderloos P, Macrae P. Stress reduction and preventing hypertension: preliminary support for a psychoneuroendocrine mechanism. J Altern Complement Med. 1995;1(3):263-283. doi:10.1089/acm.1995.1.263
5. Desai R, Tailor A, Bhatt T. Effects of yoga on brain waves and structural activation: A review. Complement Ther Clin Pract. 2015;21(2):112-118. doi:10.1016/j.ctcp.2015.02.002

Zamana meydan okuyan yöntem: Jaffe Reaksiyonu

Jaffe_Reaction

Böbrek yetmezliğinin teşhisi, aşamasının belirlenmesi, tedavi takibi ve prognozun değerlendirilmesi gibi amaçlarla kan kreatinin konsantrasyonu ölçülmektedir.

Bunun yanında zaman zaman idrar kreatinin konsantrasyonu tek başına veya başka test parametreleri ile birlikte (protein gibi) ölçülmekte ve değerlendirilmektedir. Bu ölçümleri yapmanın yegâne yolu belirli analitik yöntemlerin kullanılmasıdır. Sıklıkla kullanılan yöntemlerden biri Jaffe reaksiyonudur. Kolorimetrik bir yöntem olan Jaffe reaksiyonu ile kan ve idrar örneklerinden kreatinin konsantrasyonu belirlenmektedir1.

Max Jaffe

Bundan 132 sene önce (1886) Max Jaffe (1841-1911) alkali ortamda kreatininin pikrik asitle reaksiyona girdiğini keşfetmiş ve bunu “Über den Niederschlag, welchen Pikrinsäure in normalem Harn erzeugt und über eine neue Reaction des Kreatinins” isimli makalesini yayınlayarak açıklamıştır2. Makalede, bu reaksiyon ve oluşan çökeltinin doğası anlatılmıştır. Jaffe’ nin bu keşfi bir dönüm noktası olmuştur. Bu çalışma neticesinde son derece popüler hale gelen ve zamana karşı meydan okuyan kreatinin konsantrasyonu ölçme yöntemi doğmuştur.

Zamanla, Jaffe’nin adı klinik kreatinin testiyle eş anlamlı hale gelmesine rağmen, makalesi daha sonra kalıcı yöntem haline gelmiş ve yapılacak çalışmaların ilkesi olmuştur. Yirminci yüzyılın başlarında Otto Folin (1867-1934), Max Jaffe’ nin araştırmasını ele alarak kan ve idrarda kreatinin konsantrasyonunun ölçülmesi için kolorimetrik bir yöntem geliştirmiş3 ve modern biyokimya analizleri arasına girmesini sağlamıştır.

Günümüzde daha spesifik analitik yöntemlerin4 olmasına karşın, Jaffe reaksiyonunun uygulanma basitliği, hızı, otomatik analizörlere uyumu ve maliyetinin daha uygun olmasıyla bu eşsiz test hâlâ tercih edilen yöntem olarak kullanılmaktadır. Bunun yanında Jaffe reaksiyonu klinik laboratuvarlarda kullandığı en eski test yöntemidir.

Kaynaklar
1.Delanghe JR, Speeckaert MM. Creatinine determination according to Jaffe – What does it stand for? NDT Plus. 2011;4(2):83-86. doi:10.1093/ndtplus/sfq211. 
2. Jaffe M. Ueber den Niederschlag, welchen Pikrinsäure in normalem Harn erzeugt und über eine neue Reaction des Kreatinins. ZPhysiolChem. 1886. doi:10.1515/BCHM1.1886.10.5.391.
3. Folin O. Beitrag zur Chemie des Kreatinins und Kreatins im Harne. Hoppe Seylers Z Physiol Chem. 1904. doi:10.1515/bchm2.1904.41.3.223.
4. Panteghini M, IFCC. Enzymatic assays for creatinine: Time for action. Scand J Clin Lab Invest. 2008;46(4):567-572. doi:10.1080/00365510802149978.